İnternet üzerinde paylaşmanın sosyolojik olarak değerlendirmesini yapmadan önce insanlığın tarih boyunca, özellikle internetten önce nasıl paylaştıklarını ve paylaşmanın nedenlerini vermek internet üzerinde paylaşmayı anlamakta bize yardımcı olacaktır diye düşünüyorum. “Paylaşmak” kelimesinin sözlük anlamını vermek istiyorum öncelikle. Paylaşım kelimesinin birkaç sözlük anlamı bulunmaktadır bunlardan biri; aralarında bölüşmek, pay etmek üleşmek olarak geçmektedir, TDK kurumunun sözlüğünde.
İnsanlığın yeryüzünde yaşamaya başlamasından itibaren her an paylaşım kavramı insanlığın hayatında idi. Âdem ile Havva bir elmayı yemenin günahını paylaşarak cennetten kovuldular, sonra dünyada bir hayatı paylaşmaya başladılar yaşadıkları ortamı paylaştılar, aldıkları nefesi yedikleri yemeği, içtikleri suyu paylaştılar. İlk insanlardan başlayarak her zaman dilimi içerisinde insanlar bir toplum olarak yaşamışlardır ve toplum olarak yaşamak için gereken en elzem şey ise ortak bir şeyler olması gereklidir. Beraber yaşayan insanların buldukları ortak noktalarda paylaştıkları şeyler olacağı da aşikârdır. Bu ortak noktalara örnek vermek gerekirse, bir toplum bir dili paylaşabilir, ihtiyaçları için bir ırmağı paylaşabilir, ulaşım için bir yolu paylaşabilir. Bu örneklere daha nicelerini ekleyebiliriz. Bireylerin paylaşabilmesi için ortak noktaları olması gerekir.
Yazıya başlarken paylaşmanın internetten bağımsız olarak tanımını yapmak ve internetten bağımsız olarak örnek vermek internetten paylaşmanın sosyolojik boyutlarını anlamak için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Önemli çünkü interneti gerçek hayatın bir yansıması olarak görüyorum. Gerçek hayatın hızlandırılmış ve sanallaştırılmış hali bence. Bunu düşünmekte bazı gerekçelerim var tabi ki; mesela bir program yazarken özellikle nesne yönelimli programlamayı benimseyerek yazıyorsak bu programı ilk öncelikle o programın içinde rol alacak olan nesneleri belirleriz ve o nesnelerin gerçek hayatta ne gibi özellikleri olduğunu programımızın algoritmasına taşırız. Bu örnek benim bunu düşünmem için yeterli oluyor tabi ki başka kanıtlar da gösterebilmek mümkün ya da tam tersini savunmak ta.
1990’da, Tim Berners Lee CERN’de yaptığı araştırmaları ve deneylerin sonucu herkesle rahatça paylaşabilmek için HTML i bulduğu andan itibaren internetin artık eski internet olmayacaktı. İnterneti bugünlere getiren ve yeni bir dönemi başlatan HTML “paylaşma” olayını özellikle bilgi paylaşımını daha hızlı ve okunabilir hale getirmek için geliştirilmişti. 2000lerin başından itibaren özellikle web teknolojilerindeki gelişme hızının artması ve yeni eğilimlerin ortaya çıkmasıyla yeni bir dönem başlıyordu. İlk olarak 2004 yılında O’reilly yayınevinin kullanmaya başladığı “web 2.0” terimi internet ortamında bir çağın kapanıp başka bir çağın açıldığının habercisi oldu. Web 2.0 a kadar bilgi sadece tek taraflı bir biçimde iletiliyordu şöyle ki: bir kişi bir web sitesi kurar, kurduğu web sitesine kullanıcıya aktarmak istediği bilgiyi koyardı, aynı Tim Berners Lee’nin yaptığı gibi. Ancak web 2.0 trendlerinin internet ortamında yaygınlaşmasıyla beraber bilginin akış yönü iki taraflı olmaya başladı. Yani artık kullanıcılar kendi içeriklerini internet üzerine koyabiliyorlardı hem de hiç HTML ya da diğer bir dil bilmeden.
Web 2.0 dan bahsetmişken onunla birlikte neler hayatımıza girdi sıralamak gerekir.Facebook, twitter, flickr, ekşisözlük, wikiler, bloglar ve buna benzer daha binlerce servis ile artık interneti kullanıyor olduk. Bu saydığım sitelerin hepsinin ortak özelliği içeriğini kullanıcılarının kendisinin oluşturduğu siteler olması yani eğer onu kullananlar olmasa bu sitelerin hiçbir bir anlam ifade etmeyecektir. Bu saydığım sitelerin asıl amaç, eğer bir kullanıcı internet ortamında bir şey paylaşmak isterse bunu kullanıcıya kolay bir şekilde yaptırmak, hala Mr. Lee’nin o ulvi amacı doğrultusunda ilerliyor internet ve internet kullanıcıları.
Facebook,twitter, flickr gibi örneklerde insanlar kendileriyle ilgili bilgileri, nerde olduklarını, ne yaptıklarını, fotoğraflarını paylaşıyorlar. Paylaşıyolar ama neden? Bunun cevabını bir örnek üzerinden değerlendirmek hem daha kolay hem de anlaşılır olacaktır. Benim değerlendirmek istediğim Facebook olacak. Mark Zuckerberg ve birkaç arkadaşı ilk siteyi kurarken asıl amaçları Harvard da okuyan arkadaşlar arasında iletişimi kolaylaştırmak ve aralarında bilgi paylaşımına olanak sağlamaktı. 400 milyon aktif kullanıcı sayısıyla bir yurt odasından büyük bir mecraya dönüşmüş olması sosyolojik bir incelemeye konu olabilecek bir site olduğunu göstermektedir.
Yıllara göre kullanıcı artışını gösteren grafik
2004 yılından günümüze gelene kadar kullanıcı sayısında muazzam bir artış gösteren Facebook nasıl yaptı da bu kadar kitleyi kullanıcısı olarak veritabanına kaydetmeyi başardı. Aslında yaptıkları şeyin çok basit olduğunu düşünüyorum. Önceden bahsettiğim üzere eğer bireylerden bir topluluk oluşturmasını istiyorsanız bir şeyler paylaşmasını istiyorsanız onlara ortak noktalarının varlığını göstermeniz gereklidir. Eğer ortak noktaları bir şekilde ön plana çıkartabiliyorsanız topluluklara yeni katılımlar olacaktır. Yazının geri kalan kısmında Facebook bu ortak noktaları nasıl ön plana çıkartıda kullanıcılar tarafından tercih edildi.
Facebook’un ortak noktaları nasıl yakaladığına geçmeden önce bir fikri de paylaşmak istiyorum. Var olan bir topluluk içerisinde eğer bir şey yapmaya başlanıyorsa durgun suya düşen bir su damlası misali giderek insanları içine alan bir etki yapacaktır. James Surowiecki de Wisdom of Crowds adlı kitabında bundan bahsetmektedir. Kitabının bölümlerinden birinin başlığı aynen şöyle:”Monkey see, Monkey do: Imitation, Information cascades and Independence”. Bu başlıktan da anlaşılacağı gibi bu 400 milyonluk kullanıcıların arasında “neymiş şu facebook bir bakayım” diyerek kaydolan kullanıcılar da azımsanmamalıdır diye düşünüyorum. Ancak insanlara böyle dedirtebilmek içinde ilk başta bahsettiğim ortak noktaları cilalamaya başlamak lazım.
Facebook ilk olarak Harvard üniversitesi insanlarının üye olarak bir topluluk oluşturması için açılan bir site idi. Bu devin ilk parlattığı ortak nokta üniversite. Aynı üniversitede okumanın bir topluluk oluşturmak için yeterli bir payda olduğunu düşünmüş facebook kurucuları. Ancak 2004 yılının sonlarına doğru “group” uygulamasını devreye almışlar. Group uygulaması ile beraber insanları daha özel noktalarda bir araya getirip daha çok insanı kendi bünyesine katmak ve daha çok üyenin kendi iletişim bilgilerini, resimlerini, videolarını ve daha bir çok metayı paylaşmasını amaçlamışlar. Üniversite ortak noktasından sonra group uygulamasıyla insanları daha küçük toplumlara bölmüş facebook. Üniversite ve group ortak noktalarını parlatarak 1 milyon aktif kullanıcı yakalamış 2004 sonunda.
2005 yılı ile beraber facebook üniversite portföyünün yanında liseleride katarak yeni ortak noktalar yakalama çabasına girişti. Artık insanların topluluk oluşturması için başka bir neden vardı. Robert kolejliler ya da Kabataş liseliler gerçek hayatta kendilerine nasıl bir topluluk olarak yer bulabiliyorlarsa facebook üzerinde de yer bulabileceklerdi ve kendi dahil oldukları topluluk özelinde paylaşım yapabileceklerdi. 5.5 milyon kullanıcıya ulaştı yıl sonunda tabi bu 5e katlamanın en önemli sebeplerinde biri de ulusaldan uluslar arası servis haline gelmesiydi.
2006 da facebook kullanıcılarının iş toplulukları oluşturabilmesini sağladı. Diğer bir ortak nokta yakalama şansı verdi kullanıcılarına. Bunun yanı sıra aynı yıl içerisinde “share” özelliği ile internet üzerindeki bilgileri rahatça facebook üzerinde paylaşma kolaylığını yürürlüğe koydu. Facebook kullanıcılarına sadece ortak nokta bulmakla kalmıyor aynı zamanda bilgi paylaşımını en kolay hale getirmeye çalışıyordu. Eğer bilgi paylaşımını ne kadar kolay hale getirirseniz kullanıcılarınızın onu paylaşma dürtüsü o kadar artacaktır. 2006 nın sonuda 12 milyon aktif kullanıcı ile çoğu Avrupa ülkesinde daha büyük bir topluluğa dönüşmüştü facebook. İçinde başka özellikleri ile birbirinden ayrılan başka toplulukları barındıran büyük bir topluluk.
Facebook bundan sonrada gelişmesine ve büyümesine devam etti ve 400 milyon kullanıcılık bir veritabanına ulaştı. Daha fazla facebook ile ilgili bilgi vermenin gereksiz olduğunu düşünüyorum çünkü facebook kendi ekosistemine bu ivmeyi nasıl verdi ve bu topluluk oluşturma kavramını nasıl kullandı onu göstermek yeterli.
Özetlemek gerekirse insanların paylaşma dürtülerine sahip olabilmeleri için başka bir deyişle bir şeyleri paylaşmak istemeleri için bir topluluk içinde yaşıyor olmaları ve o yaşadıkları toplum içinde paylaşmaları gerekir. İnsanların topluluk oluşturabilmeleri içinde facebook’un oldukça faydalandığı ortak noktaları insanlara gösterebilmek gerekir. Forumlarda bunlara iyi bir örnek olabilir, belirli bir konu etrafında insanların kendi düşüncelerini, bilgilerini yazdığı bir ortamda oluşturulan sanal topluluk. İnsanlar bilgiyi öyle veya böyle paylaşıyorlar ama gelişi güzel bir biçimde değil belli sınırlar içinde, belli ortak noktaların sınırları belirlediği topluluklar içerisinde.
Kaynakça
Alag, S. Collective Intelligence. Greenwich: Manning.
Facebook istatistik. (2010, Nisan 15). Nisan 15, 2010 tarihinde Facebook: http://www.facebook.com/press/info.php?statistics#!/press/info.php?timeline adresinden alındı
Surowiecki, J. (2004). Wisdom of Crowds. London: Abacus.


