Doğrusallığın Ötesinde

14 Mayıs 2010tarihinde Pavel Slavov tarafından yazıldı

Aslında ben de bu sürecin tamamını yaşama şansına sahip olmasam da gelinen noktaya hayranlıkla bakmaktayım. Belki de yeni nesiller için bunlar hiç de şaşırtıcı gelişmeler değildir. Belki de günümüz gençlerinin doğdukları anda içinde bulundukları dünyanın dinamikliği her geçen gün arttıkça, her gelen yeni nesil de bu dinamikliğe daha hızlı adapte olabildiğinden, bu gelişmelerin hiçbiri onlar için ilgi çekici değildir. Ve belki de onlar için sadece bundan sonra yaşanacaklar önemlidir. Evet, Kevin Kelly’nin söylediği gibi, internet çağının beş bininci gününü geride bıraktık, peki acaba bundan sonraki beş bin gün bizlere ne sunacak (2007 EG Conference)?
Üniversite kullanımından çıkıp da genel kullanıma yavaş yavaş açılmaya başladığında internet, sunucu ile istemci yani kullanıcı arasındaki bilgi akışından meydan gelen statik bir yapıya sahipti. Kullanıcı, sadece kendisine sunulan içeriğe ulaşabiliyordu. Zamanla yaygınlaşan internet ağı, kullanıcıların aldıkları bilgiyi kendilerine göre kişiselleştirmeye, özelleştirmeye başladıkları ve sunuculara yani içeriği aldıkları sitelere doğrudan olmasa da geribildirimler aracılığıyla katkıda bulundukları daha dinamik bir yapıya kavuştu. Bu yapıya 2004 yılında Tim O’Reilly tarafından Web 2.0 adı verildi.

Web 2.0 ortamı aslında blogların, anlık durum bildirimlerinin, mesajlaşma ağlarının, wikilerin, yorum yazılabilen, fotoğraf ile vidyo paylaşılabilen sitelerin, sosyal medya ve dosya paylaşım sitelerinin dünyasına işaret ediyor. Şubat 2010 itibariyle 300 milyona yakın web sitesi, 2 milyar dolayında internet kullanıcısı ve oluşturdukları muazzam trafiğe şahit oluyoruz. Günde 500 milyon, saniyede 600 ve toplamda 10 milyardan fazla tweet;  iTunes’tan indirilen 10 milyardan fazla şarkı; Google’da indekslenen 13 milyar sayfa. Bu istatistiklerin hepsi son iki yıldaki inanılmaz bir ivmenin sonucu oluşan verilerdir. Uzmanların görüşüne göre de bu ivme gittikçe hızlanacak, kullanıcılar yani bahsi geçen genç nesiller, dinamiklerini daha da arttırarak, daha hızlı alışkanlık değiştirdikçe, birbiriyle yaptıkları paylaşımlar sonucu internet teknolojisi de kaçınılmaz bir değişime gidecektir. Aynı uzmanlara göre Web 2.0 çağı, 2010 yılıyla birlikte bitecek ve semantik web, yani Web 3.0 dönemine girilecek. Yeni dönemle beraber günümüzde en çok tıklanma kategorisindeki Facebook, Twitter, Google gibi siteler, eğer yeniliklere ayak uyduramazlarsa, yok olmaya muhtaç gözükmektedirler ki kullanıcı profilinin sürekli değişen alışkanlıkları da bunu doğrular nitelikte.

Web 3.0 ya da Sematik Web kavramı esasında önemli bazı konuları günyüzüne çıkarıyor. Kontrolsüz gelişim ve sürekli değişim sonucu doğan bugünkü “Internet Cumhuriyeti”ne yakından baktığımızda kullanışsız, içi boş, yanlış hatta tehlikeli içerikle dolup taşan bir “bilgi” deposunu görüyoruz. Herkesin kişisel internet sitesine sahip olabilmesiyle ve bilgi paylaşmanın çocuk oyuncağına dönüşmesiyle giderek vahimleşen bu durumun kendi kendine ürettiği çözüm olarak düşünebiliriz, önümüzdeki 5000 gün içerisinde tanık olacağımız Anlamsallık Çağı’nı. Artık ortamda bulunan “bilgi”ler algoritmik süzgeçlerden geçecek ve yapay zeka yardımıyla anlamsallaştırılıp sadece doğru, gerekli ve kullanılabilir olanlar ön plana çıkacak. Bu alanda, yurtdışında Hakia arama motoru, ülkemizde ise Marro.ws sosyal, içerik saklama aracını örnek olarak göstermemiz mümkün.

Semantik akımla beraber Yapay Zeka konusunda çok ciddi ilerlemeler gözlemliyoruz. Bir yandan bilhassa Japonya’da üretilen robotlar, diğer yandan XBOX, PlayStation 3, Nintendo Wii gibi oyun konsolları ve çeşitli yazılım firmalarının her yıl yenilediği oyun geliştirme motorları matematiğin ötesinde fizik kanunlarını da 0-1’ler dünyasına entegre etme konusunda epey mesafe katetmeye başladı. Artık oyun grafikleri son derece gerçekçi ve sanal karakterler senaryonun dışına çıkabilecek rastgele hareketleri yapabilme kabiliyetini veren zekaya kavuşuyorlar.

Olaya farklı bir açıdan yaklaşacak olursak, İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren son 70 yıldaki politik akım ve dalgalanmaların, özellikle de ideolojik çatışmaların teknolojinin gelişiminde hızlandırıcı etkisine rastlarız. SSCB’nin Küba üzerinden ABD’ye yönelik askeri manevraları DARPAnet’in, hippi akımının ivmesi Internet ortamıda fikir özgürlüğü hareketlerinin doğuşuna öncülük etmiştir (Turner, F., From Counterculture to Cyberculture: Stewart Brand, the Whole Earth Network and the Rise of Digital Utopianism, 2006). Buna benzer gerçeklerin, sonraları, birbirine bağlı milyonlarca bilgisayar ve milyarlarca kullanıcının Sosyal Medya dedikleri bir platforma dönüşeceklerini söyleselerdi acaba kim inanırdı? Peki şimdi Eagle Eye, Matrix, Equilibrium, Minority Report, Deja Vu gibi Hollywood yapımlarına bir de bu bakış açısıyla bakmamızı tavsiye etsem?

Hesap makinasının icadından, bilgisayarın günümüzdeki haline kadar insanoğlu, kendi yapabildiklerini kolaylaştırıp hızlandırmak, yapamayacağı kadar karmaşık işleri de yaptırmak adına sürekli bir araştırma-geliştirme arzusuyla yanıp tutuşmuş ve metal-silikon anamaddeli cansız varlıklara “can” vermenin yollarını aramıştır, aramaktadır. Bunu yaparken icat ettiği ve yukarıda da bahsi geçen teknolojiler acaba sadece fayda mı sağlamışlardır? Yoksa günlerce aralıksız bilgisayar başında oyun oynayıp aniden ölen gençlerin, aradığını sanal alemde bulamayınca intihar edenlerin, çeşitli sitelerden edindikleri bilgilerin bazı çevrelerce zararlı görülmesi sonucu toplumdan dışlananların ve fiziksel dünyada yapmayacağı şeyleri siber alemde rahatlıkla gerçekleştirenlerin içine düştüğü durum bütün teknolojik ilerlemelerin kaçınılmaz yan, fakat çoğunluğu etkilemeyen azınlığa olan etkileri midir?

Sizce de insanoğluna kesin ve doğru sonucu vermek amacına yönelik tasarlanmış olan bilgisayarlar, siber alem ile fiziksel alem arasındaki çizginin bulanıklaşıp neyin gerçek neyin hayal, neyin doğru neyin yanlış, kime göre eğri kime büğrü olduğunu görmemizi zorlaştırma noktasında değil midir? 2010lu yıllarla birlikte yaşayacağımız teknolojik yenilikleri ve doğrusal yerine üstel olarak gelişen internet dünyasının yaratacağı etkileri acaba SİZ nasıl hayal ediyorsunuz?

Pavel Slavov
Nisan 2010
www.pavelslavov.com

Share/Bookmark

3 Yorumlar

  1. Ali Akurgal

    Belirsizlik ve bilinmezliği vurgulayan bu yazı, kişiye göre “nereye çeksen giden” bir olguya işaret ediyor. Ancak, toplumları yönetmeye ve yönlendirmeye “meraklı” bir kısım güç sahipleri, bu tür ortamları kendi çıkarlarına çok güzel kullanagelmişlerdir.
    Diyelim, bir mala ihtiyacınız var ve çok miktarda alacaksınız. Bu alımı ucuza getirmek için o malın kıymetinin düşmesi yeterli. Değil mi? Başlatın intenette bir karalama kampanyası, alıcılar kaçsın, arz fazlası olsun, fiyatlar düşsün. Bu örnek ticari bir örnek. Benzer örnekleri siyasi, ahlaki boyutlarda da verebilirsiniz. Dolayısı ile bir toplumun her yaşamsal işlevini bu tür “manüplasyona açık” ortamlara taşımak pek akıllı bir yöntem gibi görünmüyor.
    Belki, kötü niyetli kişilerin yaratacağı bir gereksiz panik dalgası sonrası, internetin “güvenilmez” olduğu “acı bir tecrübe” ile ortaya çıkacak ve internet terkedilecek. İşin bu yanını hiç düşündünüz mü?

  2. emin özer

    benim araştırma konum var kişisel web sitelerinin yaygınlaşması olacak mı? nasıl yayılacak ? kaç senede ?

    az bi bilgi verirseniz kısa kısa sevinirim .

  3. Soyhan Beyazıt

    Eğer internet güvenilmez bir ortam olsaydı, bu saydığınız şeyleri internet olmadan önce yapamıyor olurduk ancak, arz-talep arasındaki dengeyi, internetten öncede bozabilirdik, tabi biraz zor olurdu ama yapardık. Faruk Eczacıbaşı ile de bu konuyla ilgili konuştuk tartıştık, hala tartışılan bir konu ancak bence suçlu olan internet değil suçlu olan kullananlar, güvenmediğimiz internet değil insanların yazdıkları. Şu anda önüne gelen yazıyor, herkes kendi içeriğini internette olulşutrabiliyor, ama güvenilen içerikler her zaman sınırlı. Bu yaşanılması ve toplum tarafından sindirilmesi gereken bir süreç. Toplumun seçiciliği güvenilir içeriğin oluşmasında başrol oynayacaktır ama zamana ihtiyaç var bence.


Yorum