Filtre; önceden tanımlanmış bazı içeriklere ve/veya hizmetlere erişimi engelleyen bir tür yazılımdır. “Tüm dünyada internet kullanıcılarının büyük bir çoğunluğunu gençlerin ve çocukların oluşturması nedeniyle, özellikle internet ortamında çocukları korumaya yönelik olarak bir takım yöntemler ve yaklaşımlar hem çeşitli sivil toplum örgütlerinin hem de hükümetlerin gündeminde hep süregelen bir olgudur. Bir yaklaşım olarak engel koymak ve bir yöntem olarak ise internette filtre kullanımı da pek çok ülkede kullanılmaktadır. Dileyen ebeveynler bu türden bir yazılımı çoğu kez de ücretsiz veya cüzi bir ücret karşılığında kullanabilirler. Ancak, bu hiçbir zaman BTK’nın son düzenlemesiyle sunulduğu biçimiyle merkezi bir şekilde, bir kurum tarafından kullanıcılara dayatılan bir uygulama olmamıştır. Zaten Avrupa Konseyi de merkezi filtreleme uygulanmamasını tavsiye etmektedir.”[1]
Dünya ne kadar modernleşse, veya insanların vizyonu git gide ne kadar daha da genişlese de, özgürlük kavramı her zaman tartışmalı olacaktır. Bugün düne göre, özgürce tabir edebileceğimiz bir şekilde, istediğimiz bilgiye, istediğimiz yerden ulaşma imkanına –gerekli sınırlamalar olması ihtimali dahilinde- sahibiz. Geleneksel mecraların yanında, internet ortamı sayesinde, bize verilen bilgiyi değil, kendi seçtiğimiz bilgilere ulaşma yetkisini de kendimizde bulunduruyoruz.
Elbette mutlak özgürlük yoktur. Geçmişte, günümüzde veya gelecekte tam bir özgürlükten asla söz edilemez, başkasının özgürlüğü başladığı anda senin özgürlüğün biter. Lakin çağın gereklerine uygun, çağın getirdiklerine göre verilen özgürlükler vardır. Ancak bu özgürlükler belirli sınırlar içerisinde, sadece belirli gruplara veya belirli görüşlere verildiği takdirde özgürlükten çok esaretin bedeli olur.
Temel bir insan hakkı olan özgürlük, özgür düşünce, fikir beyan etme, iletişim ve söz hakkı özgürlüğü günümüzde bir çok kere hiçe sayılarak diretmelerle karşılaşmıştır. Bireylerin demokratik toplumlarda katılımı siyasal, kültürel, toplumsal, ekonomik katılımı oldukça önemlidir. Bu katılımları engelleyecek, fikirlerini değiştirecek, özgür iradesinin dışına çıkaracak, karşılaştırma – muhakeme yeteneğini ortadan kaldıracak, tek bir kanala yönlendirecek her türlü davranış demokrasiye aykırıdır. Hele ki, her bir bireyin kolaylıkla kendini ifade edebileceği bir ortam olan internette, kişinin elini kolunu bağlamak, ona yasaklar getirmek, çağdaş bir zihniyetin tam aksine bir harekettir.
Düşüncelerin ve görüşlerin tek tip olarak sunulması kabul edilebilir bir tavır değildir. Bir düşünceyi, görüşü, etnik grubu, cinsel farklılıkları, ahlaki kuralları ülke sınırları içerisindeki insanlardan uzaklaştırmak ile onu ötekileştirmek aynıdır. Tek bir grubun kararı ile belirli konu ve görüşlere belirli veya belirsiz bir süre uzaklaştırılması onun gerçek dünyadan yok olacağının kanıtı değildir. İyi veya kötü benimsenen veye dışlanan düşüncelerin ortadan kaldırılması söz konusu olmadığı gibi bir kahramanlık göstergesi olarakta algılanmamaktadır. Nasıl tek tip bir çocuk, aile, toplum oluşturmak neredeyse imkansız iken, büyük çoğunluğun tercihini, bilgiye ulaşma hakkını engellemek, düşüncelerini değiştirmek veya değiştirmesıne kanalize etmek bir o kadar imkansızdır.
Kimi grup veya iktidarı elinde tutan bireylerin yaptıkları ise kendi düşüncelerine aykırı buldukları, kendilerine karşıt düşünceleri destekleyenlerin varlığını gördüğü ve bu durumu kendilerine tehdit olarak görerek uyguladığı demir perdeden başka bir şey değildir. Bazı düşüncelerin varlığını kabul etmek bir tarafa ötekileştirerek yok saymaktadırlar. Çünkü karşıt düşünceler çoğu kez toplumun kararlarını, korkularını, düşüncelerini, tepkilerini etkiler. Bunları yok sayarak ütopik veya boyun eğen bir toplum istekleri açıkça gözlenebilir.
Ülkemizde ise bu durum kaygı verici bir şekilde ilerlemektedır. BTK gibi bir kaç kurumun tekeline bırakılan sözlü kuralların geçerli olduğu bir düzenleme içerisindedır. Temel bilgi edinme hakkının bertaraf edilerek kişi ve kurumların belirlediği –yanlışlar- artık ulaşılmaz bir hal alacaktır. Bilgi edinme hakkını filtreleme/koruma adı altında yasaklar getirilerek ve zorunlu kılınarak karşımıza çıkmaktadır.
Hali hazırda 6000 fazla iyi/kötü, doğru/yanlış bilgi içeren kaynağın süresiz bir şekilde engellenmiş olması ve ulaşılabilecek tüm kanalların denetim altında olması ve bunları yazılı hiçbir gerekçe bulunmadan yapılması demokratik düşünce ve haklara tamamen aykırı olduğunu, yok sayıldığını gözler önüne sermektedir. Bunun nedeni olarak ise Stanley Cohen’e göre ahlaki panik, toplumsal çıkarlara yönelik tehdit olarak tanımlanan durum, kişi ve gruplardır ve kıtle iletişim araçları tarafından belli bir biçimde ve stereotipleştirilerek sunulmaktadır.
İnternette herhangi bir durum ya da bir nedenden dolayı, bir videonun gösterilmesini yasaklamak, yazıyı ortadan kaldırmak gibi zamanlarda, alınan karar özel olarak yok etmek istenilen şey yerine onun bağlı olduğu tüm içeriğe erişimi yasaklı hale getirmek oluyor. Türkiye’de herkesin uzun süre konuştuğu ve uzun süre sıkıntısını çektiği, en başta gelen erişim yasağı YouTube video paylaşım sitesineydi. Daha sonra, müzik dinleme ve paylaşım sitesi “fizy”, binlerce insanın içerik üretmek için kullandığı başlıca blog sitelerinden biri “blogspot” uzantılı tüm internet adresleri de erişime yasaklandı. Sorulan tek soru; “eğer bazı zararlı “unsurların” internet ortamından kaldırılması gerekiyorsa, çözüm olarak neden o unsura bağlantılı olan tüm yollar kapatılıyor, direkt olarak tüm internet sitesine erişim engelleniyor”du. İnternet, diğer tüm geleneksel mecralara karşıt, çok farklı özellikleri olan ve çok çabuk kendini geliştiren yeni bir mecradır. Tüm dünyada ve tabiki Türkiye’de internet için çok fazla net kurallar halen oluşturulmamıştır.
Ahlaki panik ve karşıt görüşlerin kabul görme korkusu ile kitleleri durdurmak modern dünyaya aykırı olduğu gibi temel insan haklarına da karşıt bir duruş sergilemektedir. Yeni oluşumların eskiyi yıkmadan olmayacağı gibi yeni katılım ve kararların çok seslilik olmadan alınamayacağı yeni fikirlerin olmayacağı unutulmamalıdır. Bunu destekleyen hareketler de Türkiye çapında görülmektedir. En son internete sansür darbesine karşı olarak Taksim’de eylem yürüyüşü gerçekleşti, amaç 22 Ağustos 2011’de internete getirilmesi uygun görülen sınırlama, sansür darbesine engel olabilmek için sesimizi yükseltmek, bu uygulamaya karşı tek yürek olup, sesimizi kısmaya çalışanlara cevabı sanal ortamda değil gerçek hayatta vermekti. Nitekim, sanal ortamda olduğu kadar gerçek hayatta da kitlelere hitap eden bu hareket, internette olabilecek sansüre karşı çıktı. Özgür düşünceyi savunan bu hareket, binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşmesine rağmen, bu durumun doğrusunu, gerçek bilgilerini insanlara aktaran sadece sosyal medyaydı. Günün en konuşulan haber ise, binlerce kişinin katıldığı yürüyüşe sadece 200 kişinin katıldığı söylenmesiydi. Durumun da ispatlayabileceği gibi, özgür düşüncenin olması kısıtlanabiliyor, varsa da ifade şekline başkası karar verebiliyor, kararı kendimiz bile versek, istediğimiz yere düşüncemiz ulaşmayabiliyor, ulaşsa bile dezenformasyon şeklinde ulaşabiliyor. Yani, içerik oluşumunda, internetteki, sosyal medyadaki sahip olduğumuz bu hak, elimizden alındığı anda, bunun yaşam hakkını sınırlamaktan farkı olmayacaktır.
Türkiye’nin yaklaşık üçte birini oluşturan 24 milyon kişinin[2] alacagı karar ve yaptırımlar ile modern dünya görüşlerine uygun, etnik, kültürel, siyasi, cinsel farklılıkların bir arada görülebileceği kişilerin temel haklarının geri kazanılması gerektiğidir.
Kaynaklar:
* http://yenimedya.wordpress.com/2011/05/10
* http://www.mesgulsinyali.com
* http://internetimedokunma.com/
[1] http://yenimedya.wordpress.com/2011/05/10
[2] http://eticaretmag.com/comscore-mart-internet-raporu/

